İdrar yollarında görülen taş hastalığı, oluşumunda pek çok faktörün rol oynadığı önemli bir sağlık sorunudur.

Bilinen en eski idrar yolu taşı Mısırlı mumyalarda bulunmuştur ve 6000 yıllık olduğu tahmin edilmektedir. Antik çağdan beri varlığı bilinen bu hastalığın toplumda görülme sıkılığı ise %10-15’dir. Taş hastalığı daha çok sıcak iklimlerde görülmekte, su tüketiminin az olduğu, protein ve tuz tüketiminin ise fazla olduğu toplumlarda görülme sıklığı artmaktadır. Ülkemiz taş hastalığının sık rastlandığı bölgelerden bir tanesidir. Özellikle kuru ve sıcak havanın hâkim olduğu güney bölgelerimizde sıklıkla görülmektedir.

Taş neden oluşur?

Tıp bilimindeki bunca ilerlemeye rağmen nedeni bugün bile tam olarak aydınlatılamamıştır. Börek taşı hastalığı, birbiri ile bağlantılı pek çok faktörün rol oynadığı kompleks bir dizi olaylar sonucu meydana gelmektedir. Bugün için geçerli olan teoriye göre taş kristalleri, idrar tuzlarının aşırı doygunluğa ulaşması ile oluşmaktadır. Aşırı doygunluk ise destekleyici ve engelleyici etkenler arasındaki dengenin bozulmasıyla ilgilidir.

En çok hangi yaşlarda görülür? Her yaşta görülür mü?

İdrar yolu taşları her yaşta görülmekle birlikte daha çok 25-40 yaşları arasında görülen bir hastalıktır. Erkeklerde kadınlara oranla 3-4 kat daha sık gözlenmektedir. Enfeksiyon taşları ise kadınlarda daha sık görülmektedir.
Çocuklarda görülür mü?

Taş hastalığına sahip olan çocuklar, tüm taş hastalarının %2-3 kadarını oluşturmaktadır. Erkek ve kız çocuklarında görülme sıklığı ise hemen hemen aynıdır. Gelişmekte olan ülkelerde daha çok enfeksiyona bağlı mesane taşları görülürken, gelişmiş ülkelerde metabolik ve anatomik hastalıklara bağlı olarak böbrek taşları ortaya çıkmaktadır.

Belirtileri nelerdir?

Börek taşları hiç belirti vermeyebileceği gibi, çok kıvrandırıcı ağrılara da sebep olabilir. Böbrekten çıkıp kanala düşmüş olan taşlar ise oldukça şiddetli böbrek ağrısı yapabilmektedir. Böbrekte sessiz duran taşlar ise zamanla büyük boyutlara ulaşıp böbreğe zarar verebilmektedir. Klinik belirtiler daha çok yaşa bağlı olma eğilimindedir. Yetişkinlerde böğür ağrısı ve idrarda kanama görülürken, küçük çocuklarda kusma ve huzursuzluk ile karşımıza çıkabilmektedir.

Böbrek taşları nasıl teşhis ediliyor?

Günümüzde ultrasonografinin yaygın olarak kullanılmasıyla birlikte böbrek taşlarının bir kısmı rastlantısal olarak saptanmaktadır. Diğer yandan ağrı, tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları ve idrarda kanama şikâyetleri hastaları hekime getiren unsurlardır. Bu yakınmalar ile başvuran hastalara Direkt üriner sistem grafisi, ultrasonografi, IVP ve üriner sistem tomografisi incelemelerinden biri ya da birkaçı yapılarak teşhis konulabilmektedir

Güncel Tedavi Seçenekleri Nelerdir?

Böbrek pelvisindeki taşlar mutlaka tedavi edilmelidir. Aksi takdirde böbrekte fonksiyon kaybına ve enfeksiyona sebep olabilirler. Böbrek içindeki kaliks adı verilen ceplerde bulunan sessiz taşlar ise takip edilebilir. Kaliks taşları bulundukları yerde büyür ya da üretere düşerse ağrı, kanama ve enfeksiyona sebep olabilirler. Bu tür taşlar tedavi edilmelidir.

Börek taşlarının tedavisi boyutuna ve bulundukları yere göre değişmektedir. 5 mm’ye kadar olan taşlar medikal tedavi ve bol sıvı alımı ile kendiliğinden düşebilmektedir. Taşın boyutu büyüdükçe müdahalesiz düşürme olasılığı da azalır.

ESWL (Vucut Dışından Şok Dalgaları ile Taş Kırma): Böbrek taşlarının tedavisinde sıkça kullanılan bir yöntemdir. Şok dalgaları ile taş kırılarak taş parçalarının idrar yoluyla atılması beklenir. Bu süreç haftalarca sürebilir ve ağrılı olabilir. Bazı durumlarda kırılan taşlar tıkanıklığa sebep olabilir ve ek tedavi gereksinimi ortaya çıkabilir.

PCNL ( Perkütan Nefrolitotripsi ): Böbrek taşları büyük olduğunda veya ESWL ile kırılamadığında uygulanan bir yöntemdir. Bel bölgesinden 1 cm’lik bir insizyon ile böbreğe endoskopik yoldan girilerek taş bir bütün halinde ya da çeşitli enerji kaynakları ile kırılarak parçalar halinde aynı yoldan dışarı alınır.

URS (Üreteroskopi): Üreter kanalı içerisindeki taşlar düşemezse ya da kırılamazsa idrar yolundan üreteroskop ile girilerek holmium lazer ya da başka enerji kaynakları ile kırılabilirler. Fleksible (Kıvrılabilen) üreteroskoplar ile böbrek içindeki taşlar bile endoskopik olarak tedavi edilebilmektedir (R.I.R.S)

Taş oluşumunu engellemek için ne yapmak gerekir? Nasıl korunabiliriz?

Modern tıbbın primer amacının hastalıklardan korumak olduğunu düşünürsek, taş hastalığı için önlenebilir risk faktörleri olan beslenme alışkanlığı, yaşam tarzı ve sıvı alımının düzenlenmesi bir sağlık politikası olmalıdır. Diyet, üriner sistem taş hastalarının çoğunda önemli bir rol oynar. Enfeksiyon taşı olan hastalar hariç, tüm taş hastaları ayrıntılı diyet anemnezi, metabolik değerlendirme ve sonrasında yapılan diyet önerilerinden büyük fayda görür. Diyet değişiklikleri taş rekürrenslerini azaltır ve farmakolojik tedavi uygulanacak hastalarda ek fayda sağlar. Aktivite de yine böbrek taşı oluşum riskini azaltır. Günlük egsersizi ve yürümeyi ihmal etmemek gereklidir.

Hangi yiyecek ve içecekler taş oluşumunu engeller? Ya da oluşmasına neden olur?

Bugünkü bilgiler ışığında üriner sistem taş hastalığı için öneriler şu şekilde sıralanabilir.
Hastalar, ideal kilolarına ulaşmak için düşük kalorili diyetlerle kilo verme konusunda cesaretlendirilmelidir.
Hastalara, günlük idrar miktarı 2 litre olacak şekilde su içme konusunda ısrar edilmelidir. Yatmadan önce 500ml su içilmesi önerilmelidir. Sıvı alımı 24 saat içerisinde dengeli dağıtılmalı, terleme nedeniyle ekstra bir sıvı kaybı varsa miktar arttırılmalıdır. Suyun yerini almamak kaydıyla diğer sıvılar tüketilebilir. Limonata ve greyfurt suyunun sitrat miktarını arttırarak koruyucu bir rol oynadığı gösterilmiştir. Kola ve gazlı içeceklerin tüketimi sınırlandırılmalıdır

Hayvansal protein alımı sınırlandırılmalıdır. Et, balık, tavuk, yumurta, süt ve süt ürünlerinden alınan protein 50-60mg/gün’ ü aşmamalıdır.
Aşırı miktarda karbonhidrat tüketiminden kaçınmak gerekir.
Aşırı miktarda doymuş yağlardan tüketilmemeli ve kalori ihtiyacı omega 3 yağ asitleri içeren yiyeceklerden sağlanmalıdır.

Tuz tüketimi azaltılmalıdır.
Süt, yoğurt ve peynir aşırı olmamak kaydıyla düzenli olarak tüketilmelidir. Aşırı tuzlu peynirlerden uzak durulmalıdır.

Hastalar meyve ve sebze tüketimi konusunda yönlendirilirken, aşırı okzalat içeren ıspanak, kakao, pancar gibi yiyeceklerden ise uzak durulmalıdır.

Hastalara Vitamin D takviyesi yapılmamalı, vitamin C alımı ise günlük 1500-2000mg ile sınırlandırılmalıdır. Vitamin B6 eksikliğine ise dikkat edilmelidir.

Yazar :  Op.Dr. Ruhi GÜNGÖR